Gemi tezgahlarında çalışan diğer işçiler gibi, onun da işinin dışında, sevdiği bir meşgalesi vardı.
Tersane havuzununu kenarında oturup, eski bir pistonlu korneti, madeni kaidenin üstüne lehimlemeye uğraşır,
çekiçle, eğrilen kısımları düzeltmeye çalışırdı. Koruyucu gözlüklerinin yarı gizlediği endişeli yüzünden,
derin üzüntüsü hep belli olurdu. O çevrede, Loring Nichols adıyla tanınırdı. Çocuk görünüşlü, zayıf, çekingen,
kırkına yaklaşmış bir adamdı. Ayrıca konuşkan bir kimse de sayılmazdı. Red'i savaş sırasında Kaliforniya'nın
Pasifik Bridge tersanesinde tanımıştık ve onun, onbeşyıl öncesinin, ünlü orkestra şefi Red Nichols olduğunu,
biz, bir kaç mesai arkadaşından başka bilen yoktu. Artie Shaw, Benny Goodman ve Jimmş Dorsey gibi bir çok
müzisyen arkadaşları onun nerede oludğunu bilmiyorlardı. Esrarlı bir şekilde ortadan kaybolmuştu.
Müzik onun için herşeydi. Sanki kanında dolaşıyordu. Babası E. Nichols müzisyen bir ailenin çocuğu idi,
müzik hocalığı ve armoni orkestrası şefliği yapmıştı. Oğlu Red, daha üç yaşında bile yokken keman ve kalarnet
sesini duydukça annesine:
- "Ben de müzisyen olacağım" demişti.
Fakat babası oğlunun, normal bir öğrenim yapmasını arzu ediyor,
müzisyen olmasını istemiyordu. Çocuğu koruyan annesi, onu hırpalamaması için kocasına yalvarıyordu.
Buna rağmen bu yeni filizlenen yeteneği çalgı çalarken yakalayacağı zaman kötü bir şekilde eleştiriyordu.
Küçük Red bütün bunlara katlanıyor ve arzusuna inatla devam ediyordu.
1920 yılında, onbeş yaşındayken, askeri bir okulda burs kazandı.
Burada bir Kornet temin eden Red, geceleri odasında egzersiz yapmak fırsatını buluyordu.
Diksilend stilini taklit ediyordu. Sesini taptığı kısık sesli cazcılara benzetmek için sigara içmeye
başladı ve sigara içerken yakalanması okuldan kovulmasına sebep oldu.
Bu skandaldan sonra, ailesinin yanına dönemeyen Red Nichols
bir caz orkestrası kurarak, Indiana'nın köylerinden birine yerleşti.
Beş yıl sonra, yirmi yaşındayken, Broadway'deki operetlerde çalmaya başladı.
Bu arada, bir revüde çalışan genç ve güzel dansöz Bobbie Meredith ile tanıştı. Birbirlerine aşık olup,
evlendiler, Red haftada ikibin dolar alıyordu. Bobbie'nin de sevdiği bir çalışma hayatı vardı. Mutluluk dolu bu
iki genç, hayatı toz pembe görüyordu.
Red, karısının müzikhollerdeki, az çok hafifmeşrep tavırlarından
hoşnutsuzluk duyarak ona işini bıraktırdı. Bobbie yuvasındaki işlerle meşgul olmayı tercih ederek kendi
payına düşen fedakarlığı göze aldı. Böylece sevdiği kocasını dansa tercih etmiş oldu. 1923 yılında sevimli
bir kızları oldu. Adını Dorothy koydular.
Red Nichols'un orkestrası turneye çıktığında, Bobbie ile Dorothy de
onlara katılıyordu. Böyle bir hayat çocuk için yorucu olduğundan, sonunda onu bir pansiyona yerleştirdiler.
Bobbie kendi kendine: Acaba mutlu bir aile sayılabilir miyiz? diye soruyordu. Bu arada içkiye de başlamıştı
ve gecenin büyük bir kısmını kumar oynayarak geçiriyordu, artık hayatından da memnun değildi.
Bir gün Bobbie kocasından yaşadıkları hayat ile kendisi arasında bir tercih yapmasını istedi.
Çünkü, sağlığı bakımından çocuğun daha düzenli bir hayat yaşaması gerekiyordu.
- "Bu kadar paraya ihtiyacımız yok, Kaliforniya'ya yerleşebiliriz sen de o çevredeki plak çalışlamarı
ile uğraşırsın," diyordu.
Red bu sözlere:
- "Ben bu kadar yılımı plak doldurmak için tüketmedim," diye itiraz ediyordu. Çünkü meşhur olma yolunda
kesin adımlarını atıyordu. büyük revülere iştirak etmesi ile sükse topluyordu. Aynı zamanda yeni bir
sistem getirmişti. Benny Goodman, Jimmy Dorsey ve daha bir çok cazcı onu hocaları olarak kabul ediyorlardı.
Bir kadın kaprisi için, bütün bunları tepebilir miydi? Daha fazla dayanamayan Bobbie ağlayarak, kendisini
terketmek zorunda olduğunu söyledi. Karısından vazgeçemeyen Red, onun bu kararında ciddi olduğunu anlayarak,
hemen orkestrasını dağıttı.
Anne ve babasının satın aldığı, taksitlerini kendilerinin ödedikleri
Kaliforniya'daki evlerine taşındılar, burada kızlarının, temiz havada, sağlıklı olarak büyüyeceğini düşünüyorlardı.
Fakat kader ağlarını başka türlü örüyordu. Ününe ve ismine rağmen, yaptığı caz
Kaliforniya'da tutulmadı. Çünkü Diksilend stili, bu stile bağlı bir kaç grup dışında, modası geçmiş olarak kabul
ediliyordu.
Bir süre sonra, başka bir talihsizlik kapılarını çaldı. Onbeşinci yıldönümünden
bir hafta sonra, kızları menenjit ve felç illetine tutuldu. Bu cins bir hastalığın öldürücü olduğunu söyleyen
doktorun tavsiyesi üzerine, hiç bir tarafı tutmayan ve ıstırap içinde olan çocuğu hastaneye yatırdılar.
Red kendi kendini yargılıyor ve itham ediyordu. Şayet karısının dediğini
kabul etmeyip bu şehre gelmeselerdi ve o parlak hayatı tepip müzikten uzaklaşmasaydı, bu felaket başlarına gelmeyecekti,
diye düşünüyordu. O akşam, sinir ve vicdan azapları içinde, kılıfından çıkardığı Kornetini duvara astı ve bu en sevdiği
şeyden yoksun kalarak vicdan azabını hafifletmeye çalıştı, kızı iyileşmeden bir daha çalmayacağına dair yemin etti.
Bu sırada savaş patlak vermişti. Red, lehimci ustası olmak için kurs görerek, Pasific Bridge tersanelerinde
iş bulmuştu ve arkadaşlığımız işte burada başladı. Çok fazla çalışmasına rağmen, kızının tedavisini karşılayacak
kadar para kazanamıyordu. Dorothy ise kendi kendine uğraşarak, vücut egzersizleri yapıyor, hareket etmeye çalışıyordu.
Bu uğraşmalar sonunda semeresini verdi. Uzun çabalardan sonra nihayet duvarlara ve eşyalara tutunarak, yürümeye başladı,
ama hala vücudunu doğrultamıyordu.
Red, bizimle bulunduğu beş yıl içersinde, müzik yeteneğini ve arkadaşlarını
kaybetmişti. Bir gün, eve döndüğünde, kızını yere uzanmış, babasının eskiden doldurmuş olduğu plakları hayranlıkla
dinlerken buldu. Dorothy babasını büyük bir heyecanla karşıladı ve ondan birşeyler çalması için yalvardı. Red bir
daha müzikle uğraşmamak için yemin ettiği zaman, kızının bu verdiği sözü bozduracağını aklına getirmemişti. Eski
kornetini duvardan aldı, fakat elleri, ailesinden gelen yeteneğini kaybetmiş, parmakları sanki ağırlaşmıştı.
Kornetin ağızlığını dudaklarına yerleştirdiği zaman, notaların karşılığı olan sesleri çıkaramıyordu, kızı onu
teselli ederek bunun egzersiz eksikliğinden olduğunu söyledi.
Günden güne iyileşmeye başlayan Dorothy, babasının plaklarını dinlemekten
büyük zevk duyuyordu. Bu sırada bir çok genç, New Orleans'dan doğma eski cazı, yeniden dirilterek yaymaya başladılar.
Doktorlar Red'e, kızının daha çabuk iyileşebilmesi için, sıcak bir iklimde
yaşamasının gerekli olduğunu söylediler. Dorothy'yi Kaliforniya'nın Kuzeyine götürmeye karar verdi. Fakat orada kızını
geçindirebilmesi için, yeniden müzik hayatına dönmesi gerekti. Kızının da ısrarı ile her gün çalışmalara
başlayan Red, kendini tamamiyle hazırlanmış hissetiği zaman bir orkestra kurdu. Los Angeles'in
fakir bir semtinde, küçük bir kabareyle anlaşarak kontrat imzaladı. Başlangıçta başarı gösteremediler,
ama kısa bir süre sonra, kendilerini cazın içinde buldular.
Tecrübeli Red Nichols, yeniden eski ününe kavuşma yolunda idi. Eskiden beraber çaldıkları
Jimmy Dorsey, Artie Show gibi bir çok ünlü arkadaşları onunla karşılaşmak fırsatını buldukları
için çok memnundular. Red'in aralarına katılması ile, fazla para
getirmeyen bu tür cazın yeniden güç kazanacağını umuyorlardı. Bütün bu hikayenin sonucunda Dorothy'nin
oldukça iyileştiğini ve bastonla yürüyebildiğini söyleyebiliriz. Bir akşam; ilerde evleneceği, David Mason
adlı mavi gözlü bir delikanlıyla babasının çalıştığı yere geldiler. Red müzik yaptığı setin üstünden kızına
doğru gururla bakıyordu. Gece ilerlediği vakit, Red gözlerine inanamadı. Kızı dans ediyordu! Red o kadar
heyecanlandı ki, yanında duranlardan birine elindeki korneti uzatarak, kızına doğru ilerlemeye başladı.
Genç adamın omuzuna dokunarak, onun yerini aldı ve kızı ile dans etmeye koyuldu.
Daha sonra Dorothy tamamen iyileşti, bu arada biri kız diğeri erkek olmak
üzere iki çocuk annesi olduğunda, Red, şöhret ve mutluluğun zirvesindeydi...
Bütün Dünya Dergisi, Temmuz, 1975, Sayı:35
Yazıyı Yayınlayan : Taner Kocaova, Mak.Müh.
Yazıyı Yayınlama Tarihim : 7 Ağustos 2007, Salı
Red Nichols...
Bir Cornet Üstadı...
Bir işkolik...
Ernest Loring "Red" Nichols 8 Mayıs 1905 yılında Amerikanın Utah eyaletine bağlı Ogden şehrinde dünyaya geldi. Babası bir müzik
hocasıydı. Daha 12 yaşındayken babasının müzik grubunda (brass band) Cornet çalıyordu.
Devam edecek...